İçerik

Yerlileştirme

Hazırlayan: Atamert Urel | Düzelten: Fatih Alp Keskin | Son Okuyan: Celil Can Aydın

Yerlileştirme

Yerlileştirme akıcı, şeffaf ve doğal bir erek metin üretmeyi amaçlayan bir çeviri stratejisidir. Bu strateji metnin yabancı kökenine işaret edebilecek dilsel ve kültürel özellikleri mümkün olduğunca azaltmayı hedefler. Lawrence Venuti’nin çalışmalarıyla ilişkilendirilen bu kavram, kaynak metni, erek kültürün değerlerine, normlarına ve beklentilerine uyarlayan bir strateji olarak tanımlanır. Yerlileştirilmiş çevirilerde metin, sanki hiç çevrilmemiş, erek dilde kaleme alınmış gibi rahatça okunur.

Venuti’ye göre yerlileştirme, birbirine bağlı iki düzeyde kendini gösterir: Çeviri stratejisi olarak ve kaynak metinlerin seçimi üzerinden. Yerlileştirme stratejisinde en önemli hususlar akıcılık ve okunabilirliktir; çeviride deyimsel ifadelere, alışılagelmiş sözdizimsel yapılara ve kültürel olarak anlaşılabilir referanslara yer verilir. Yerlileştirme, ayrıca, hangi yabancı metinlerin çevrilmek üzere seçileceğini de belirler; erek kültür içerisinde uyumsuzluk veya direnç yaratmayacak, rahatlıkla aktarılabilecek metinlere ayrıcalık tanınır. Yani yerlileştirme; üslup inceliği veya kültürel özgünlük kaybı pahasına da olsa, anlamı erek okura doğal gelecek şekilde aktarmaya vurgu yapar.

Yerlileştirmenin temel özelliklerinden biri de Venuti’nin “çevirmenin görünmezliği” olarak adlandırdığı durumdur. Yerlileştirme yapılmış çevirilerde, çevirmenin varlığı silinir, yani erek metin, kaynak metnin aracısız bir temsili haline gelir. Bu görünmezlik, yabancı metindeki dilsel örüntülerin ve kültürel öğelerin bastırılmasıyla sağlanır; böylece okurlar metnin başka bir dilden aktarıldığını gösteren işaretlerle hiç karşılaşmadan metinle doğrudan bağ kurabilirler. Ancak Venuti, bu sözde şeffaflığın ideolojik olduğunu çünkü çevirmen kararlarını ve kültürel uyarlamaları gizlediğini savunur. 

Venuti’nin yerlileştirme eleştirisi, bu yaklaşımın etno-merkezci etkileri üzerine temellenir. Venuti, yerlileştirmeyi, yabancı bir metnin erek kültür değerlerine uydurulmasıyla gerçekleştirilen bir “etno-merkezci indirgeme” olarak tanımlar. Özellikle bir kültürün diğerinden daha büyük sembolik veya ekonomik güce sahip olduğu durumlarda, kültürel baskınlığı pekiştirdiğini savunur. Venuti’nin ağırlıklı olarak yerlileştirici bir yaklaşım benimsediğini iddia ettiği İngiliz ve Amerikan çeviri geleneklerinde, yabancı metinler genellikle, Anglo-Amerikan edebi normlarına ve estetik beklentilerine uygun düşecek biçimde yeniden şekillendirilir. Venuti, bu pratiğin kültürel farklılıkların marjinalleşmesine yol açtığını ve kültürel emperyalizmi desteklediğini ileri sürer.

Yerlileştirmenin kuramsal kökenleri Friedrich Schleiermacher’e ve onun 1813 tarihli “Über die verschiedenen Methoden des Übersetzens” (Çevirinin Farklı Yöntemleri Üzerine) adlı çalışmasına kadar uzanır. Schleiermacher, çevirmenin iki temel seçeneği olduğunu öne sürer: Ya yazarı okura götürmek ya da okuru yazara götürmek. Venuti yerlileştirmeyi, yabancı metni okurun dilsel ve kültürel çerçevesine uyarlayarak okuru “rahat ettiren” ilk yaklaşımla bağdaştırır. Karşıt strateji olan yabancılaştırma ise, genellikle kaynak metnin “Ötekiliğine” dair unsurları korumayı amaçlar.

Yerlileştirme, okurlar tarafından genellikle anlama kolaylığı olarak algılanır. Yerlileştirilmiş bir çeviri kulağa tamamen doğal gelir ve okurların çevrilmiş bir eser okuduklarını unutmalarına yol açabilir. Buna karşılık; alışılmadık sözdizimini, kültürel referansları veya üslup özelliklerini koruyan çeviriler okura tuhaf gelebilir ve onu kaynak metni ve kültürü fark etmeye yöneltebilir. 

Yerlileştirme ve yabancılaştırmaya dair sıkça alıntılanan bir örnek Odysseia’nın İngilizce çevirileridir. 19. yüzyılda yapılan çeviriler, örneğin, William Morris’e ait çeviri, metnin tarihsel ve dilsel farklılıklarını ön plana çıkaran arkaik sözcükler ve alışılmadık ifadeler kullanır. Emily Wilson’ınki gibi güncel çeviriler ise açıklık ve erişilebilirliğe öncelik veren çağdaş, deyimsel bir İngilizce kullanır. Wilson’un yaklaşımı genellikle daha yerlileştirici olarak değerlendirilirken, Morris’in yaklaşımı yabancılaştırıcı eğilimler sergiler. Bu farklılıklar, çevirmenlerin üslup seçimlerinin, okurların hem metne hem de metnin kültürel kökenine dair algılarını nasıl şekillendirdiğini gözler önüne sermektedir.

Venuti’nin yoğun eleştirisine rağmen yerlileştirme, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde ana akım edebiyat çevirisinde, baskın strateji olmaya devam etmektedir. Bu durum, genellikle pazar taleplerine, okur beklentilerine ve okunabilirlik ile dolaysızlığı önceleyen yayıncılık normlarına atfedilir. Yine de Venuti, hiçbir çevirinin kaynak metne doğrudan veya dolaylı bir erişim sağlayamayacağını; tüm çevirilerin kültürel, ideolojik ve tarihsel faktörlerle şekillenen yorumlayıcı seçimlerin ürünü olduğunu vurgular. Bu perspektiften bakıldığında yerlileştirme, yalnızca teknik bir strateji değil; çeviri metinlerin nasıl üretildiğini, dolaşıma girdiğini ve alımlandığını şekillendirmeye devam eden kültürel ve politik açıdan önemli bir uygulamadır.

Kaynakça:

Venuti, L. (1995/2008). The translator’s invisibility: A history of translation (2nd ed.). Routledge.

Munday, J. (2016). Introducing translation studies: Theories and applications (4th ed.). Routledge.

University of Connecticut Program in Literary Translation. (2020, July 21). Domestication and foreignization in translation [Video]. YouTube.