Yabancılaştırma, modern çeviribilimde entelektüel açıdan düşündürücü ve politik anlamlarla yüklü stratejilerden biri olarak öne çıkar ve güçlü bir etik duruşu temsil eder. Kavram, Lawrence Venuti’nin çalışmalarıyla dünya çapında görünürlük kazanmış olsa da, kuramsal temelleri 19. yüzyılın başlarına, Friedrich Schleiermacher’in Romantik felsefesine kadar uzanır. Schleiermacher, 1813 tarihli meşhur konuşmasında bugün hâlâ çeviribilim alanında tartışılagelen temel bir ikiliği ortaya koymuştur. Çevirmen ya metnin yabancılığını koruyarak okuru yazara götürür ya da metni daha anlaşılır hale getirerek yazarı okura götürür. Metnin daha anlaşılır hale getirilmesi günümüzde yerlileştirme olarak adlandırılmaktadır; bu strateji, metni okur okumaz bir tanıdıklık hissi yaratmak için kaynak metindeki dilsel ve kültürel öğeleri kaldırarak erek kitlenin rahatlığını önceler. Schleiermacher’in kendi tercihi ise “yabancılaştırıcı” yöntemden yana olmuştur; ona göre iyi bir çeviri, yabancı düşünceyi tanıdık bir kalıba uydurmak yerine, yabancı düşüncenin “ötekiliğini” erek dile taşıyarak onu zenginleştirmelidir.
Bu tarihsel mirası temel alan Lawrence Venuti, yabancılaştırmayı çağdaş Anglo-Amerikan yayıncılığında yerlileştirmenin ayırt edici özellikleri olan “şeffaflık” ve “akıcılık”a karşı radikal bir direniş biçimi olarak yeniden tanımlar. Venuti’ye göre bir çeviri yerlileştirildiğinde, erek dilde kaleme alınmış izlenimi verecek ölçüde doğallaştırılır. Bu süreç, kaynak metnin kültürel özelliklerini sistematik olarak ortadan kaldırarak bir tür “etnosentrik şiddet” üretir. Bu yerlileştirici çerçevede çevirmen “görünmez” hâle gelir ve okur, metnin gerçek bir “Öteki”ye ait olduğunu göz ardı eden narsisistik bir okuma pratiğine yönlendirilir. Buna karşılık, yabancılaştırma, çevirmenin “rahatsız edici” bir üslup benimseyip bilinçli olarak erek dilin geleneksel akışını bozan standart dışı sözdizimi ve arkaik sözcükler kullanmasını yahut sözcüğü sözcüğüne çeviri yapmasını gerektirir. Böylece tanıdık ile yabancı arasında bir gerilim oluşturulur; çevirmen, yabancı metnin biricikliğini ortaya koyabilmek için erek dil normlarını “suistimal eder” ve okuru sürekli olarak üretken bir tedirginlik hali içinde tutar.
Yabancılaştırma yalnızca edebiyatta değil, ideoloji ve sömürgecilik sonrası politika gibi alanlarda da büyük önem taşır. Egemen dillerin marjinal kültürlere ait metinleri yerlileştirme yoluyla baskın kültürel çerçevelere uyarladığı güç ilişkilerinde, yabancılaştırma bir tür sömürgecilikten kurtulma aracı olarak değerlendirilebilir. Yerlileştirme, metni erişilebilir ve “normal” kılmak adına farklılığı törpülerken, yabancılaştırma altkültüre ait sesin ayırt edici ve “rahatsız edici” niteliğini korumasına imkân tanır.
Bununla birlikte, sağlam etik dayanaklarına rağmen yabancılaştırma yaklaşımı uygulanabilirlik açısından ciddi eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır. Eleştirmenlere göre yerlileştirme çoğu zaman işlevsel bir gerekliliktir; aşırı derecede yabancılaştırılmış bir metin, elitist bir nitelik kazanabilir ve daha anlaşılır, yerli bir versiyonun kolaylıkla yerine getirdiği temel iletişim işlevini yerine getiremeyebilir. Özellikle teknik ya da ticari çeviri alanlarında, kültürel ya da üslupsal denemelerden ziyade bilginin akıcı ve net bir şekilde aktarılması önceliklidir. Bu nedenle yabancılaştırma stratejisi çoğu durumda kullanılmaz.
Sonuç olarak, yabancılaştırma, çevirinin basit bir uzlaşma değil, kültürel ve ideolojik bir mücadele olduğunu hatırlatan önemli bir kuramsal çerçeve sunar. Schleiermacher’in düşüncelerinde de Venuti’nin aktivist yaklaşımında da, metni “yabancı” tutma ve yerlileştirmenin getirdiği “kendini evinde gibi hissetme” rahatlığını reddetme tercihi, çevirmenin asıl sorumluluğunun “farklılığı korumak” olduğunu ortaya koymaktadır. Okuru konfor alanının dışına çıkararak onu yabancıyla yüzleşmeye davet eden yabancılaştırma stratejisi, küreselleşmenin tektipleştirici etkilerine karşı bir direnç oluşturur. Asimile edici yerlileştirmenin tam karşısında konumlanan yabancılaştırma, çeviribilimin disiplinlerarası derinliğini pekiştirerek çevirmeni yalnızca bir elçi olarak değil, çalışmalarıyla “Öteki”nin bütünlüğünü koruyan bir kültürel çeşitlilik üreticisi olarak yeniden konumlandırır.
Kaynakça:
Baker, M., & Saldanha, G. (Ed.). (2009). Routledge Encyclopedia of Translation Studies (2. bs.). Routledge.
Hatim, B., Kuhiwczak P. & Munday, J. (2004). Translation: An Advanced Resource Book. Routledge.
, P., & Littau, K. (Ed.). (2007). A Companion to Translation Studies. Multilingual Matters.
Munday, J. (2016). Introducing Translation Studies: Theories and Applications (4. bs.). Routledge.
Palumbo, G. (2009). Key Terms in Translation Studies. Continuum.
Venuti, L. (2008). The Translator’s Invisibility: A History of Translation (2. ed.). Routledge.