İçerik

Sömürgecilik Sonrası Kuram ve Çeviri

Hazırlayan: Göktuğ Çakır | Düzelten: Rabia Deniz | Son Okuyan: Egemen Ün

Sömürgecilik Sonrası Kuram ve Çeviri

Osmanlı İmparatorluğu, birçok Anadolu beyliğinin bir araya gelmesiyle oluşmuş çok uluslu bir devlettir. Yükseliş dönemi olan 16. yüzyılda topraklarını batıda Orta Avrupa’ya, kuzeyde ise Kırım’a kadar genişletmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, ayrıca Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın da büyük bölümüne hâkimdi. Bu durum imparatorluk içerisinde birçok farklı dilin kullanılmasına yol açmıştır. Böylesi bir dil çeşitliliği ise çeviriyi devlet yönetiminin ve diplomasinin önemli bir parçası hâline getirmiştir.

Osmanlı kayıtlarında doğrudan bahsedilen ilk dragoman, 1479 yılında bir antlaşmayı iletmek üzere Venedik’e elçi olarak gönderilen Lütfi Bey’dir. Bu nedenle dragomanlığı resmi bir makam olarak kabul eden ilk sultanın Fatih Sultan Mehmed (1432-1481) olduğu düşünülür. Ayrıca Pontus Rum İmparatorluğu seferinde esir alınan Georgios Amirutsez’in siyasi konularda olmasa da bilimsel konularda Fatih Sultan Mehmed’e tercümanlık yaptığı da kayıtlara geçmiştir.

16. yüzyılda imparatorluğun diplomatik ve ticarî ilişkilerinin artması ile dragomanlık giderek kurumsallaştı ve nitelikli dragomanlara ihtiyaç arttı. 18. yüzyıl itibarıyla dragomanların görevleri dört temel alanda toplanmıştı. Dragomanlar öncelikle, Babıâli olarak bilinen Divân-ı Hümâyûn’un Hariciye Nezareti’nde (Dış İşleri Bakanlığı) görev yapmaktaydı. İkinci olarak, eyalet yönetimlerinde Türkçe konuşmayan Osmanlı tebaası ile yerel yönetim arasındaki iletişimi sağlamak üzere görevlendiriliyorlar; mahkemelerde de yerel kadıların tavsiyesi üzerine atanabiliyorlardı. Üçüncü olarak, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn (Kara Askeri Mühendisliği Okulu), Mühendishane-i Bahr-i Hümâyûn (Deniz Askeri Mühendisliği Okulu) ve Nizam-ı Cedid birliklerinin eğitildiği Levent Kışlası gibi kurumlarda yabancı eğitmenlere tercümanlık yapıyorlardı. Son olarak dragomanlar yabancı elçilik ve konsolosluklarda Osmanlı yöneticileri ile yabancı görevliler arasındaki iletişimi sağlamak ve gerekli tüm yazışmaları yürütmekle görevliydiler. Elçiliklerde görev yapan bu dragomanlar önceleri Osmanlı Devleti tarafından atanıyordu, ancak 17. yüzyıl itibarıyla bu elçilikler dragomanları gene Osmanlı tebaası olan Hıristiyanlar arasından kendileri seçip atamaya başladılar. Seçilen dragomanlar gayrimüslimlerden alınan vergilerden muaf tutuluyorlardı. 18. yüzyılın başında ise Fransız elçiliği kendi tercümanlarını yetiştirmek için İstanbul’da bir tercüman okulu açmıştır. İkinci Mahmud (1785-1839) döneminde özel yetkili 24 dragoman da dâhil olmak üzere toplamda 218 konsolosluk dragomanı bulunuyordu. Bu kişiler çoğunlukla Rum kökenliydi ve bu makamları para ödeyerek satın alıyorlardı. İmparatorluğun son döneminde ise yabancı elçilikler kendi tebaalarından dragomanları atamaya başladılar.

Yukarıda sayılan görevler içerisinde en prestijlisi, Divân-ı Hümâyûn kalemlerinde görev yapan dragomanlarındı. Erken dönemde dragomanlar Rum, İtalyan, Alman, Macar ve Leh kökenli devşirmeler arasından seçiliyorlardı. Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1494-1566) Rum kökenli bir dragoman olan Yunus Bey imparatorluğun dış ilişkilerinde önemli bir yere sahipti ve Venedik’le antlaşma imzalaması için iki kere görevlendirilmişti. Verdiği hizmetlerin ve Kanuni Sultan Süleyman’ın ona duyduğu güvenin bir nişanesi olarak adına İstanbul’da bir cami inşa edilmiştir (Tercüman Yunus Cami). 17. yüzyılda Babıâli bünyesinde 4 dragoman çalışmaktaydı. 1669 yılında, Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Padova’da eğitim görmüş bir Fenerli Rum olan Panayot Nikusios’u Girit seferi sonrası barış antlaşması görüşmelerinde verdiği hizmetlerden dolayı ilk resmî Baş dragoman (Babıâli dragomanı) ilan etmiştir.

Bu tarihten 1821 Yunan İsyanı’na kadar baş dragomanlık makamı büyük ölçüde İstanbul’daki Fenerli Rum ailelerinin elindeydi. Görev çoğu zaman babadan oğula geçiyor ve bu durum seçkin aileler arasında rekabete yol açıyordu. Baş dragomanlara özel ayrıcalıklar tanınıyordu. Sakal bırakmalarına, kürk giymelerine, dört hizmetçi bulundurmalarına ve ata binmelerine izin veriliyordu ve bu haklar diğer Hıristiyan tebaanın çoğuna tanınmıyordu. Daha sonra yapılan resmî düzenlemeler baş dragomanların on iki hizmetçi ve sekiz dil öğrencisinden oluşan bir heyet bulundurmalarını gerekli kılıyordu ve bu kişiler nde cizye vergisinden (gayrimüslim vergisi) muaf tutuluyordu. Baş dragomanların meslekî yükselişi, görev sonrası atandıkları makamlara bakıldığında görülmektedir. Örneğin, 1709 yılında baş dragoman Nikolaos Skarlatos, Eflak ve Boğdan voyvodalığına atanmıştı ve bundan sonra görev süresinin tamamlanmasının ardından baş dragomanların bu tür valiliklere yükselmesi olağan bir uygulama hâline gelmişti. Baş dragomanın temel görevleri yabancı heyetler ile olan görüşmelerde Sadrazam’a tercümanlık yapmak ve Arapça haricindeki tüm belgeleri çevirmekti. Dolayısıyla dragomanların diplomatik ve siyasî bilgilere erişim imkânı vardı. Bu nedenle, 18. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı yetkilileri, dragomanların Avrupalı devletlerle ilişkilerde konumlarını kötüye kullandıklarından şüphe duymaya başlamıştı.

1821 Yunan İsyanı önemli bir kırılma noktası oldu; baş dragoman olarak görev yapan Fenerli Rum dragoman, isyanla ilişkisi olduğu şüphesiyle idam edildi. Yerine, Mühendishane-i Berrî-i Hümâyûn’da ders veren ve bir devşirme olan Yahya Efendi atandı; kendisine ayrıca Yunanca ve Fransızca dillerinde bir tercümanlık eğitim programı oluşturma görevi verildi. İsyanın etkisiyle eski dragomanlık sisteminin çöküşü ve tercüme işlerinin de artması nedeniyle 1822’de Babıâli Tercüme Odası kuruldu. 1833 itibarıyla bu kurum, devletin diğer kurumlarında tercüman olarak görev yapacak Türkleri ve diğer Müslümanları eğitmeye başlamıştı. Benzer tercüme odaları daha sonra devletin diğer kurumlarında da kurulmuştur.

Tercüme odaları, Tanzimat Fermanı bağlamında özellikle önemli bir rol üstlenmiştir. 1839 yılında ilan edilen Tanzimat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nda siyasal, toplumsal ve kurumsal alanlarda gerçekleştirilen kapsamlı bir reform sürecinin ilk adımıdır. Bu reform sürecinde tercüme odaları, özellikle Fransızca aracılığıyla Batı düşüncesinin Osmanlı bürokrasisine aktarılmasında ve dönemin birçok devlet adamının yetişmesinde önemli rol oynamıştır. 

Sonuç olarak, Osmanlı İmparatorluğu’nda dragomanlık kurumu çevirinin teknik işlevinden çok daha fazlasını ifade ediyordu; dragomanlar devlet idaresinde ve diplomaside önemli görevler üstleniyor, kültürel aracılık yapıyorlardı. İstanbul’un fethinden sonra ortaya çıkan bu kurum, Babıâli Tercüme Odası’nın kurulmasına kadar geçen sürede siyasi ve diplomatik ihtiyaçlara bağlı olarak değişim göstermiştir. 

Kaynakça:

Paker, S. (2009). Turkish tradition. In M. Baker & G. Saldanha (Eds.), Routledge encyclopedia of translation studies (2nd ed., pp. 550–560). London: Routledge.