İşaret dili tercümanlığı, temel olarak işaret dili ile konuşma dili arasında gerçekleştirilen tercüme faaliyetlerini ifade eder. Fakat işaret dili tercümanlığı, transliterasyon da içerebilir. Bu durumda konuşma dili doğal işaret diline çevrilmez; aktarım, konuşma dilinin kelime sırası ve dilbilgisi korunarak elle kodlanan bir işaret sistemi aracılığıyla yapılır. Yani, bu sistem doğal işaret dilinin kurallarını değil, konuşma dilinin dilbilgisini takip eder. Bu farklı yöntemler, bir işaret dili topluluğuyla özdeşleşen işitme engelli kişiler ile konuşma dilini öğrendikten sonra işitme kaybına uğrayan kişiler arasındaki daha geniş sosyodilbilimsel farklılıkları yansıtmaktadır.
İşaret dili tercümanlığı birçok farklı alanda gerçekleşir: Günlük yaşamda, konferanslarda, sağlık hizmetlerinde, hukuk alanında, ruh sağlığı hizmetlerinde ve eğitim ortamlarında tercümanlara ihtiyaç duyulabilir. İşitme engelli kişiler ile işiten kişiler doğrudan iletişim kurabilecekleri ortak bir dil paylaşmadığında tercüman devreye girer. Tercüme yüz yüze yapılabileceği gibi telefon, internet veya video gibi teknolojiler aracılığıyla uzaktan da gerçekleştirilebilir. Bu sayede tercüme hizmetleri daha geniş kitlelere ve farklı ortamlara ulaşabilir.
Konuşma dilleri duymayı ve konuşmayı gerektirirken işaret dilleri görsel-uzamsaldır, yani eller, yüz, baş ve gövde kullanılarak üç boyutlu bir alanda üretilir. İşaret dillerinde uzamsal ilişkiler, hareketler ve eylemlerin gerçekleşme biçimi doğrudan gösterilebilir. Konuşma dillerindeyse bu tür ayrıntılar her zaman bu kadar açık şekilde ifade edilmez.
Bu farklı iletişim biçimi tercüme sürecinde bazı zorluklar yaratabilir. Özellikle konuşma dilinden işaret diline yapılan çevirilerde bu durum daha belirgin hâle gelir. Tercümanlar, konuşma dilinde sıralı şekilde verilen bilgileri görsel ve uzamsal yollarla ifade etmenin bir yolunu bulmak zorundadır. Hareket, yer ilişkileri ve insanlar arasındaki etkileşim gibi unsurlar konuşma dilinde her zaman açıkça ifade edilmezken işaret dili çevirisinde bunların çoğu zaman açık biçimde gösterilmesi gerekir. Bu durum, işaret dili tercümanlığının yalnızca bir dili başka bir dile çevirmekten ibaret olmadığını aynı zamanda iki farklı iletişim biçimi arasında geçiş yapmayı gerektirdiğini gösterir.
İşaret dili tercümanlığı genellikle iki yönlüdür: Tercüman hem işaret dilinden konuşma diline hem de konuşma dilinden işaret diline çeviri yapar. Dil çeşitliliğinin fazla olduğu bölgelerde tercümanların birden fazla konuşma dili ve işaret diliyle çalışması gerekebilir. Eğitim programları genellikle tercümanların tek bir işaret dilinde ileri düzeyde yeterlilik kazanmasına odaklanır. Ancak günümüzde çok dilli ortamların artması, bu eğitim modelinin zamanla değişmesini gerektirebilir.
İşaret dili tercümanları meslek etiği ilkelerine uyarlar. Bu ilkeler genellikle ulusal meslek kuruluşları tarafından belirlenir ve özellikle gizlilik ile tarafsızlık gibi ilkeleri kapsar. Birçok tercüman resmi bir eğitimin ardından sertifika alır. Ancak çoğu ülkede eğitim ve sertifika almak bir zorunluluk değildir. Yani, mesleğe giriş koşulları ve meslek standartları ülkeden ülkeye farklılık gösterebilir.
İşaret dili tercümanlığı üzerine yapılan araştırmalar farklı akademik alanlardan etkilenmiştir. Bunların başında işaret dili dilbilimi, psikoloji ve çeviribilim gelir. Erken dönem dilbilim araştırmaları işaret dillerinin doğal diller olduğunu ortaya koymuş ve form-sözdizimi, anlambilim, sosyodilbilim ve çeviride doğruluk gibi konuların incelenmesine zemin hazırlamıştır. Daha yeni araştırmalar ise tercüme sürecinin nasıl işlediği, tercümanların karar verme süreçleri ve tercüme aracılığıyla gerçekleşen etkileşimlerde işitme engelli bireylerin deneyimleri gibi konuları da ele alır.
Kaynakça
Leeson, L. (2009). Signed language interpreting. In M. Baker & G. Saldanha (Eds.), Routledge encyclopedia of translation studies (2nd ed., pp. 274–278). Routledge.