İçerik

Metinlerarasılık ve Çeviri

Hazırlayan: Nidanur Bayburtlu | Düzelten: Umut Bayar | Son Okuyan: Rabia Deniz

Metinlerarasılık ve Çeviri

İletişim en temel anlamıyla konuşan ile dinleyen ya da yazar ile okur arasında anlam alışverişini ifade eder. Ancak iletişim çoğu zaman yalnızca bu basit düzeyde gerçekleşmez. Anlamın tam olarak etkili olabilmesi için metinler diğer metinlerle ilişki kurar; ortak kültürel hafızadan, yaygın metin türlerinin özelliklerinden ve ideolojik yaklaşımlardan yararlanır. Bu süreç, metinlerarasılık ilkesine dayanır. Metinlerarasılık, bir metindeki unsurların anlamını diğer metinlerle olan bağlantıları sayesinde kazandığını ifade eder. Örneğin bir siyasi konuşmanın Shakespeare’in “a precious stone set in the silver sea” ifadesine gönderme yapması ya da bir sözün bilinen tarihsel bir sloganı çağrıştırması durumunda anlam yalnızca kullanılan kelimelerden değil, hatırlatılan diğer metinlerden de güç alır. Bu nedenle iletişim ve metinlerin yorumlanması temelde ilişkisel bir süreçtir.

Julia Kristeva, Mikhail Bakhtin’in düşüncelerinden yola çıkarak metinlerarasılık kavramını ileri sürmüştür. Kristeva’ya göre, metin tamamen bağımsız değildir ve her metin aslında farklı metinlerden izler taşıyan bir “alıntılar mozaiğidir”. Metinler hem eşsüremli hem de artsüremli olarak diğer metinleri içine alır ve onları dönüştürür. Anlamın bu şekilde ilişkiler yoluyla oluşması çeviri açısından da önemli sonuçlar doğurur. Eğer metinler anlamlarını diğer metinlerle kurdukları ilişkiler sayesinde kazanıyorsa çeviri yalnızca sabit bir anlamı başka bir dile aktarmak olarak görülemez. Çeviri, aynı zamanda bir metni erek kültürün metinlerarası ağı içinde yeniden konumlandırma sürecidir.

Metinlerarasılık yatay ve dikey metinlerarasılık olarak iki farklı şekilde ortaya çıkar. Yatay metinlerarasılık, belirli bir metne doğrudan yapılan açık göndermeleri ifade eder. Shakespeare’den yapılan bir alıntı ya da Kur’an’dan bir ayetin kullanılması buna örnek gösterilebilir. Bu tür göndermeleri çevirirken bu ifadelerin kültürel çağrışımları özellikle dikkate alınmalıdır. Örneğin, siyasi veya dini bir alıntı çevrilirken metnin türü, ideolojik anlamı ve erek okuyucunun bunu nasıl algılayacağı değerlendirilmelidir. Çevirmenin amacı, kaynak metnin etkisini yeni kültürel bağlam içinde mümkün olduğunca korumaktır.

Dikey metinlerarasılık ise daha dolaylıdır. Belirli bir metne açıkça gönderme yapılmaz; metin belli bir türü, üslubu ya da ifade biçimini çağrıştırır. Örneğin, bir iş ilanının parodisi, belirli bir ilanı doğrudan alıntılamasa bile bürokratik iş ilanı söylemini taklit edebilir. Burada anlam, okuyucunun aşina olduğu söylem kalıplarının yarattığı “yankı etkisi” sayesinde ortaya çıkar. Çevirmen için bu durum daha zorlayıcıdır. Eğer erek dilde aynı metin türü ya da kültürel referans bulunmuyorsa çevirmen metnin biçimini olduğu gibi aktarmaktan ziyade, metnin yarattığı etkiyi yeniden üretmek zorundadır. Bu da çoğu zaman metni erek okuyucu için daha anlaşılır kılacak uyarlamalar yapmayı gerektirir.

Metin türü ve söylem kavramlarıyla birlikte ele alındığında, metinlerarasılık ile çeviri arasındaki ilişki daha da karmaşık hale gelir. Metin türü, akademik makale özeti ya da basın bülteni gibi belirli iletişimsel durumlara ait geleneksel yazım ve konuşma biçimlerini ifade eder. Çevirmenin öncelikle metin türünün normlarını dikkatle incelemesi gerekir. Aksi takdirde hem üslup açısından hem de iletişimsel açıdan hatalar ortaya çıkar. Örneğin, haber çevirilerinde görülen birçok hata dil bilgisi eksikliğinden değil, metnin ait olduğu türün özelliklerinin yeterince anlaşılmamasından kaynaklanır.

Metin düzeyinde ise hikayeleme, tartışma ya da karşı argüman geliştirme gibi retorik amaçlar yapısal kısıtlamalar getirir. Örneğin, İngilizcede karşı argüman sunma çoğu zaman “Of course… However…” (... doğrudur. Ancak, …) gibi, kabul ve ardından karşıtlık bildiren bir yapı ile gerçekleşir. Çevirmen bu tür metinsel işaretleri gözden kaçırırsa metnin retorik bütünlüğü bozulabilir. Bu durumda aslında dengeli bir tartışma sunan bir metin, okuyucuya tek taraflı bir yorum gibi görünebilir.

Tür ve metin düzeyinin ötesinde ise söylem yer alır. Söylem, dil kullanımı içinde yer alan ideolojik tutumları, değerleri ve güç ilişkilerini yansıtır. Örneğin, aşk romanları gibi popüler kurmaca eserler çoğu zaman yalnızca hikayeye ve eğlenceye odaklanıyor gibi görünse de toplumsal cinsiyet rolleri hakkında örtük mesajlar içerebilir. Çeviri sırasında yapılan küçük değişiklikler bile bu mesajları yeniden üretebilir veya silebilir. Örneğin, kaynak metinde edilgen yapılar kullanılırken erek metinde kadın karakterin daha aktif bir özne olarak sunulması, metnin söylem dilini değiştirebilir. Bu bağlamda çeviri yalnızca dilsel bir aktarım değil, aynı zamanda ideolojik bir yeniden yorumlama sürecidir.

Bu yaklaşım, özellikle Jacques Derrida’nın çeviriyi bir kopyalama değil, anlamı genişleten bir “tamamlama” süreci olarak gören düşünceleriyle de uyumludur. Anlam sabit değildir; yorumlandıkça çoğalır ve değişir. Bu nedenle çeviri, metinlerarasılık ağları, metin türü gelenekleri, retorik yapılar ve ideolojik söylemler arasında gerçekleşen çok katmanlı bir süreç olarak görülebilir.

Sonuç olarak, etkili bir çeviri yapmak için, metinler arasındaki bu çok katmanlı ilişkileri dikkate almak gerekir. Çevirmen, hem açık hem de örtük metinlerarası göndermeleri fark etmeli, tür kurallarına uymalı, metnin retorik yapısını korumalı ve söylemsel anlamlara dikkat etmelidir. Bu nedenle çeviri, metinleri yeni bir kültürel ve ideolojik bağlam içinde yeniden kurma sürecidir. Bu iç içe geçmiş süreçte, çevirmen pasif bir aracı olmaktan ziyade, metin, tür ve söylem düzeyinde kültürlerarası diyaloğu şekillendirerek aktif bir özne haline gelir.

Kaynakça:

Hatim, B., & Mason, I. (1997). The translator as communicator. London: Routledge.

“Intertextuality and translation.” (n.d.). Retrieved fromhttps://www.proquest.com/docview/2441884938?pq-origsite=gscholar&fromopenview=true&sourcetype=Scholarly%20Journals