1. Çevirmenin Görünmezliği Kavramı
Lawrence Venuti, çevirmenin görünmezliği kavramını çağdaş İngiliz ve Amerikan edebî kültürlerinde çevirmenlerin marjinal konumunu tanımlamak için ortaya koyar. Venuti’ye göre görünmezlik, hem çevirmenin metin içindeki yokluğunu hem de çevirinin yaratıcı ve yorumlayıcı bir eylem olarak göz ardı edilmesine ilişkin daha geniş kültürel eğilimi ifade eder. Bu kavram yalnızca üslupsal bir tercih meselesi değildir; edebî normlar, yayıncılık uygulamaları ve genel kabul gören yazarlık anlayışları tarafından şekillendirilen yapısal bir duruma işaret eder.
Venuti’ye göre görünmezlik kavramı esas olarak çevirilerin akıcı biçimde okunması beklentisi üzerine temellenir. Anglo-Amerikan bağlamda bir çeviri metin, akıcı, deyimsel ve dilsel açıdan pürüzsüz olduğunda başarılı kabul edilir. İdeal çeviri “şeffaf” bir izlenim yaratır ve okura yabancı yazarın niyetlerine doğrudan eriştiği izlenimini verir. Bu “şeffaflık yanılsaması” çevirmenin emeğini ve yorumlayıcı kararlarını görünmez kılar.
2. Akıcılık ve Şeffaflık Yanılsaması
Akıcılık, edebî çeviride baskın bir norm olarak işlev görür. Yayıncılar, eleştirmenler ve okurlar genellikle okunabilirliği kalite ile eşdeğer görürler. Erek dilde akıcılığı olan çeviriler övülürken, dilsel yabancılığı koruyan metinler anlaşılmazlık nedeni ile eleştirilebilir. Bu nedenle çevirmenler, dilsel farklılıkları azaltmaya ve güncel erek dil kullanımına uyum sağlamaya teşvik edilirler.
Bu uygulama, Venuti’nin “şeffaflık yanılsaması” dediği şeyi ortaya çıkarır. Çeviri metin, çevirmen hiç yokmuş gibi, yabancı yazarın sesini doğrudan aktardığı izlenimini verir. Oysa çeviri kaçınılmaz olarak yorumlayıcı bir eylemdir. Her sözcük seçimi, her söz dizimsel tercih ve üslup ile ilgili her düzenleme çevirmenin değerlendirmesini yansıtır. Metni “özgün eser gibi” sunarak kültür, çevirinin bu yorumlayıcı boyutunu inkâr etmiş olur ve çeviriyi ikincil bir faaliyet olarak konumlandırır.
Çevirmenin görünmezliği, yazarlığın nasıl algılandığına ilişkin kültürel kabullerle doğrudan ilişkilidir. Anglo-Amerikan edebiyat geleneğinde özgünlük yüksek bir değer taşır ve yazar anlamın birincil kaynağı olarak görülür. Buna karşılık çeviri, yaratıcı bir eylemden çok yeniden üretim olarak algılanır. Bu nedenle çeviri eserler genellikle kendi başlarına edebiyat değeri olan eserler olarak değerlendirilmezler.
3. Görünmezliğin Kurumsal Boyutları
Venuti’nin görünmezlik kavramı yalnızca metinsel düzeyle sınırlı değildir; kurumsal uygulamaları da kapsar. Çevirmenin görünmezliği, yayın sözleşmeleri, telif düzenlemeleri ve kitap kapağı ya da tasarımı gibi yan metinsel unsurlar üzerinden incelenebilir. Pek çok durumda çevirmenin adı küçük puntolarla yazılır ya da tanıtım materyallerinde yeterince öne çıkmaz. Bu tür uygulamalar, çevirmenin metin üretiminde ikincil bir rol oynadığı algısını pekiştirir.
Çeviri eserlerin eleştirileri de bu durumu yansıtır. Eleştirmenler çevirileri genellikle akıcılık ölçütüne göre değerlendirir ve çevirmenin yorumlayıcı stratejilerine değinmez. Eleştirel çalışmanın odağında yabancı yazar vardır; çevirmenin katkısı ise arka planda kalır. Bu dengesizlik, yayıncılık dünyasının ve edebiyatla ilgili diğer kurumların çevirinin nasıl olması gerektiğine ilişkin beklentilerini ve göreceli güç ilişkilerini yansıtır.
Venuti, bu somut ve söylemsel faktörleri inceleyerek görünmezliğin sadece estetik bir sorun değil, kültürel ve kurumsal bir olgu olduğunu ortaya koymaktadır. Görünmezlik, çevirilerin nasıl üretildiğini, pazarlandığını ve alımlandığını belirleyen normların bir sonucu olarak ortaya çıkar.
4. Etik Boyut
Venuti’ye göre akıcılık normunun etik sonuçları vardır. Çeviriler sistematik biçimde dilsel ve kültürel farklılıkları ortadan kaldırdığında kaynak kültürün görünürlüğü de ortadan kalkar. Çeviri metin erek dil normlarına uyum sağlayarak yerlileşir ve okur kendine tanıdık gelen bir metinle karşılaşır. Bu süreç, okurun kültürel farklılığa erişimini sınırlar, baskın ve ötekileştirilmiş kültürler arasındaki hiyerarşiyi pekiştirir.
Bu nedenle Venuti, çevirmenin varlığının daha fazla fark edilmesi gerektiğini savunur. Kuramcı çeviride asimilasyona karşı çıkan alternatif stratejiler önerse de, asıl amacı çevirinin mutlaka özgün bir metin gibi okunması gerektiği varsayımına meydan okumaktır. Çevirmenin görünür kılınması, çevirinin basit bir anlam aktarımı değil; kültürel, etik ve kurumsal koşullarla şekillenen bir yorum süreci olduğunun kabul edilmesi anlamına gelir.
5. Görünmezlik ve Toplumsal Cinsiyet
Görünmezlik kavramı, toplumsal cinsiyet ve çeviri tartışmalarında da önemli yer tutar. Feminist araştırmacılar, çevirmenlerin marjinal konumuyla kadınların edebî üretimde tarihsel olarak görünmez kılınması arasında paralellik kurarlar. Nasıl ki çevirmenin emeği çoğu zaman göz ardı ediliyorsa kadın yazarlar ve çevirmenler de edebiyat eleştirilerinde yeterince takdir edilmezler.
Çeviri ve toplumsal cinsiyet alanındaki çalışmalar iki temel doğrultuda gelişmiştir. İlk yaklaşım, kadınların seslerini geri kazanmaya ve kadın yazarların ve çevirmenlerin nasıl temsil edildiğini veya yanlış temsil edildiğini incelemeye odaklanmaktadır. Bu bakış açısı, çeviri uygulamalarında yerleşik olan iktidar yapılarının altını çizer. İkinci ve daha güncel bir yaklaşım ise toplumsal cinsiyeti performatif (edimsel) ve bağlama bağlı bir olgu olarak ele alır. Bu perspektife göre çeviri, tarihsel ve kültürel koşulların şekillendirdiği performatif bir eylem olarak kabul edilir.
Toplumsal cinsiyet Venuti’nin çalışmalarının temel odağı olmasa da, görünmezlik kavramının feminist tartışmalara uyarlanabilmesi, çizdiği kuramsal çerçevenin çok daha geniş bir alanda geçerli olduğunu gösterir. Görünmezlik yalnızca üslup ile ilgili bir mesele değildir; kimlik, otorite ve iktidar ilişkileriyle de kesişir.
Kaynakça:
Munday, J. (2016). Introducing translation studies: Theories and applications (4th ed.). Routledge.
Palumbo, G. (Ed.). (2009). Key terms in translation studies. Continuum.
Hatim, B. A. & Munday, J. (2004). Translation: An advanced resource book (1st ed.). Routledge.