İçerik

Çeviribilimde Kültürel Dönemeç

Hazırlayan: Şevval Duyar | Düzelten: Egemen Ün | Son Okuyan: Rabia Deniz

Çeviribilimde Kültürel Dönemeç

Kültürel Dönemeç, çeviribilim tarihinde önemli bir dönüm noktasına işaret eder. Kültürel Dönemeçten önce çeviriye ilişkin çalışmalarda daha çok dilsel eşdeğerlik, sadakat ve kaynak ve erek metinlerin karşılaştırılması gibi meselelere odaklanılıyordu. Ancak 20. yüzyılın sonlarına doğru alanda hem kapsam hem de yöntem açısından önemli değişiklikler oldu. Çeviri, yalnızca dilsel bir aktarım süreci olarak değil; ideoloji, tarih ve iktidar ilişkileri tarafından şekillenen kültürel bir faaliyet olarak ele alınmaya başladı. 

Çeviribilim özerk bir bilim dalı olarak ilk ortaya çıktığı zaman büyük ölçüde yapısalcı dilbilimin ve karşılaştırmalı edebiyatın etkisi altındaydı. Araştırmacılar daha çok doğruluk, anlamsal eşdeğerlik ve kaynak metne sadakat gibi konular üzerinde duruyordu. Çeviri genellikle iki dil arasında gerçekleşen bir aktarım süreci, çevirmen ise tarafsız olması gereken bir aracı olarak düşünülüyordu. Ancak zamanla bu yaklaşımların bazı yönlerden yetersiz kaldığı fark edildi; çünkü bunlar metinleri çoğu zaman bağlamdan kopuk şekilde ele alıyordu ve çevirilerin ortaya çıktığı sosyal ve tarihsel koşulları yeterince dikkate almıyordu. Beşerî bilimlerde post-yapısalcılık, kültürel çalışmalar, feminist kuram ve sömürgecilik sonrası kuram gibi yaklaşımlar güç kazandıkça çeviribilim de kapsamını genişletmeye başladı.

Bu değişimde Itamar Even-Zohar ve Gideon Toury’nin çalışmaları önemli bir rol oynadı. Çoğuldizge kuramı, çeviri edebiyatın edebi sistem içinde sabit bir konuma sahip olmadığını; tarihsel ve kültürel koşullara bağlı olarak bazen merkezde bazen de daha çevresel bir konumda olabileceğini gösterdi. Bu yaklaşım, çevirinin edebiyat tarihinde genellikle ikinci planda görülmesine karşı çıkıyordu. Ayrıca, çevirilerin edebiyata yenilik getirebildiğini, edebi türleri yeniden şekillendirebildiğini ve edebiyat kanonunun oluşumunda rol oynayabildiğini ortaya koyuyordu. Böylece araştırmacılar artık bir çevirinin aslına ne kadar sadık olduğundan ziyade, erek kültür içinde nasıl bir işlev gördüğünü incelemeye başladılar.

Aynı dönemde Hans Vermeer ve Katharina Reiß tarafından ortaya atılan Skopos Kuramı gibi işlevselci yaklaşımlar çevirinin amacına odaklandı. Bu kurama göre çeviri stratejileri, kaynak metne birebir bağlı kalmaktan ziyade erek metnin hangi amaçla kullanılacağına göre belirleniyordu. Bu yaklaşım kaynak odaklı çeviri anlayışından uzaklaşılmasına yardımcı oldu ve kültürel bağlamın çeviri kararları üzerindeki etkisini daha görünür hâle getirdi.

Kültürel Dönemeç kavramını en açık şekilde ifade eden kuramcılar Susan Bassnett ve André Lefevere’dir. Bassnett ve Lefevere çeviriyi ideoloji, himaye ve edebî normlar tarafından yönlendirilen bir yeniden yazım biçimi olarak tanımlıyorlardı. Yani onlara göre, çeviri daha geniş kültürel üretim süreçlerinin bir parçasıydı. Çevirmenler ise sadece anlamı aktaran kişiler değil; aynı zamanda edebiyat kanonunun oluşumunda ve kültürel belleğin şekillenmesinde rol oynayan aktörlerdi. Bu bakış açısı, çeviriyi iktidar ilişkileri ve temsiliyet tartışmalarının odağına taşıdı. Pierre Bourdieu’nün kültürel sermaye kavramından esinlenen Bassnett ve Lefevere ayrıca, çevirilerin prestij ve kurumsal otorite dizgeleri içinde nasıl dolaştığını ve değişime uğradığını da vurguluyorlardı. Kültürel sermaye, hangi metinlerin çevrileceğini ve bu metinlerin erek kültürde nasıl alımlanıp nasıl bir statü kazanacağını belirliyordu. Ayrıca okurlar “metinsel şablonlar” kullanıyor, yani çevirileri kültürel olarak inşa edilmiş kendi beklentileri ve alışkanlıkları doğrultusunda yorumluyorlardı. Dolayısıyla, özellikle kültürel olarak birbirinden uzak toplumlar arasında yapılan çevirilerde uyarlama yahut yerlileştirme yapılıyor veya bazı anlam farklılıkları ortaya çıkabiliyordu.

Sömürgecilik sonrası kuram Kültürel Dönemecin etki alanını iyice genişletti. Edward Said’in çalışmalarından etkilenen Tejaswini Niranjana gibi kuramcılar, çevirinin sömürgeci gücün iktidar aracı olarak işlev görebileceğini savundular. Çeviri, Batı dışı metinleri Batılı kavramsal çerçevelerle yeniden yorumlayarak asimetrik iktidar ilişkilerini pekiştirebilirdi. Bu nedenle çeviri, sadece iletişim kurmaya yarayan bir araç değil; politik yönleri olan bir faaliyetti. Çeviri, “öteki”nin nasıl temsil edildiğini etkileyebilir, baskın söylemleri güçlendirebilirdi.


Kaynakça:

Kuhiwczak, P., & Littau, K. (Eds.). (2007). A companion to translation studies. Clevedon, UK: Multilingual Matters.

Snell-Hornby, M. (2010). “The turns of Translation Studies.” In Y. Gambier & L. van Doorslaer (Eds.), Handbook of Translation Studies (Vol. 1, pp. 366–370). Amsterdam: John Benjamins.