İçerik

Çeviri ve Azınlık Dilleri

Hazırlayan: Selen Şenyüz | Düzelten: Hamdü Sena Doğan ve Pınar Bıyıklı | Son Okuyan: Egemen Ün

Çeviri ve Azınlık Dilleri

Çeviri ile azınlık dilleri arasındaki ilişki, çeviribilim alanında uzun süre ihmal edilmiş bir konudur. Çeviri kuramına ilişkin derlemelerde azınlık dili bakış açılarına yeterince yer verilmediğini görürüz. Kaynak ve erek dilin çoğunluk ya da azınlık konumlarında bulunmasının çeviriye yönelik tutumları önemli ölçüde etkileyebileceği gerçeği de literatürde yeterince dikkate alınmamıştır. Bu durum son derece ironiktir, zira azınlık dili kültürleri, kendi dillerindeki bilgi gereksinimlerini çoğunlukla çeviri yardımıyla karşılayabilirler. Bu bağlamda çeviri, bir azınlık dili topluluğunun ekonomik, bilimsel ve kültürel yaşamında temel ve belirleyici bir rol oynar.

Çeviribilimde azınlık kavramı sabit veya özcü değil, dinamik ve bağlamsaldır. Esasen azınlık kavramı, dilin yapısal bir özelliğinden ziyade bir güç ilişkisini ifade eder. Bu güç ilişkisi anlayışı önemlidir çünkü bağlama göre her dilin potansiyel olarak azınlık dili konumuna düşebileceğini gösterir. Geç modern dönemde İngilizcenin durmaksızın yayılması ve dil ölümlerinin artması, milyonlarca kişi tarafından konuşulan dillerin bile zaman zaman azınlık dili konumuna düşebileceğini ortaya koymuştur. Küresel çaptaki bu dengesizliğe dikkat çeken Albert Branchadell, “daha az çevrilen dil” kavramını ortaya koyar. Bu kavram, bir dilin kaç kişi tarafından konuşulduğuna değil o dilde üretilen metinlerin başka dillere ne ölçüde çevrildiğine odaklanır. Bu bakış açısı, azınlık dili meselesine yalnızca nüfus temelli bir meseleymiş gibi bakmamızı engeller. Böylece hangi dillerin küresel ve kültürel dolaşımda daha görünür, hangilerinin ise daha geri planda kaldığını anlamamızı mümkün kılar. 

Azınlık dilleri üzerine geliştirilen kuramsal yaklaşımlar, Gilles Deleuze ve Félix Guattari'nin çalışmalarıyla da şekillenmiştir. Lawrence Venuti, bu çalışmalardan hareketle, azınlık dilini yalnızca politik olarak azınlık konumundaki bir topluluğun dili şeklinde tanımlamaz. Venuti’ye göre azınlık dili, aynı zamanda dominant ve standart kabul edilen dil normlarından sapan bir dil kullanımına işaret eder. Yani normları dönüştüren ve dilsel habitusları sarsan bir kullanım biçimini ifade eder. Çeviribilimde toplumdilbilim ve söylem analizinin önem kazanması, dilsel çeşitlilikleri ve dilin toplumsal ve politik bağlamını daha görünür kılmıştır. Azınlık kavramının politik ve kültürel bir tahakküm olarak kavramsallaştırılması ise araştırmacıların bu meseleyi toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim gibi alanlara doğru genişletmesine olanak tanımıştır. Böylece dilsel marjinalleşmenin daha geniş kapsamlı güç yapılarıyla bağlantılı olduğu ortaya konmuştur.

Azınlık kavramının çeviri kuramına dâhil edilmesi, çeviri stratejilerine ilişkin kuralcı yaklaşımları da ters yüz eder. Baskın kültürlerde yabancılaştırıcı yaklaşımlar, egemen normlara karşı çıkan ve onları sorgulayan uygulamalar olarak övgüyle karşılanabilmektedir. Ancak bir azınlık dili, sürekli olarak dominant bir dilden yapılan çevirilerle baskılanıyorsa, düşünülmeden uygulanan yabancılaştırma stratejileri, dilin bozulmasını hızlandırabilir. Bu tür durumlarda, azınlık dilinin ve kültürünün ayırt edici özelliklerini koruyan bir yerlileştirme stratejisi daha etkili bir direniş biçimine dönüşebilir; çünkü bu yaklaşım, dilsel özgünlüğü korurken kültürel sürekliliğe de imkân tanır. Buradaki esas mesele şudur: Çeviri, azınlık kültürlerini baskın kültürlere asimile etmeye mi yarar, yoksa onları bütün farklılıklarıyla yaşatmaya ve kültürel çeşitlilik yaratmaya mı?

Çevirinin kültürel çeşitlilik yaratması gerektiği görüşü, azınlık dili topluluklarının kendi dilleriyle hayatın her alanında var olma hakkına sahip oldukları düşüncesine dayanır. Bu görüş, araştırma alanını yalnızca edebî çeviriyle sınırlı tutmaz ve bilimsel, teknik, ticari ve idari alanları da kapsayacak şekilde genişletir. Bu bağlamda çeviri, yalnızca iletişimsel bir zorunluluk olarak görülmez; konuşmacılar baskın dili yetkinlikle kullanabilseler bile onların kimliklerini ortaya koyan ve hegemonik iddialara direnen sembolik bir eylem olarak düşünülür. Öte yandan, çeviribilim alanında azınlık dilleri üzerine çalışan araştırmacılar özellikle İngilizce dışındaki dillerde yayımlanan çalışmaların marjinalleştirilmesi gibi kurumsal sorunlarla karşılaşırlar. Çeviribilimdeki atıf kaynaklarının giderek daralması, İngilizce dışındaki çoğu dili akademik söylem içinde “azınlık” konumuna itmiştir.

Çeviribilim alanında azınlık dilleri uzun süre göz ardı edilmiş olsa da son zamanlardaki araştırmalar bu konuya duyulan ilginin artmaya başladığını gösterir. Bu ilgi, ilk bakışta yerel gibi görünen dil kaygılarının küresel güç yapıları, göç ve kültürel değişim gibi konularla yakından ilişkili olduğuna duyulan inancın arttığına işaret eder. 

Kaynakça:

Cronin, M. (2009). Minority. In M. Baker & G. Saldanha (Eds.), Routledge encyclopedia of translation studies (2nd ed., pp. 169–172). Abingdon, England: Routledge.